Birbirini Onurlandırmak ve İkinci Çakra

Sen ben olduğunda,
Ben sen olduğumda,
İkimiz de olmadığımızda
Tanrıyız…

Yaşam bir akıştır; hiç bir şey durmaz. Her şey başka bir şeye dönüşür. Tıpkı bir çocuk oyunu gibi… Neşeyle oyun oynayan, kendini kaptırmış küçük çocukları izlediyseniz bilirsiniz. Sizin için basit bir nesne, onlar için bambaşka bir anlam taşımaktadır. Sizin için bir tencere kapağı onlar için uzay mekiği olabilir ve asla bunun aksini iddia edemezsiniz. Çocuklar bunu büyük bir zevk ve doğallıkla yaparlar. Oyun oynarken her anını hissederler. Oynadıkları oyunu ve birbirlerini hissederler. Yaşamın gizi burada saklıdır. Gerçek yaşam hissetmektir. Hissetmek aynı zamanda yansıtmaktır. Evrende her şey yansıma bulur, tıpkı bir topu duvara attığınızda çarpıp size geri gelmesi ya da bir sesin  yankısı gibi… Her şey yansır… Her bakış geri gelir… Her his karşılığıyla size geri döner… Geri döneni almak için ise farkında olmak, orada olmak gerekmektedir. Varoluşun tamamını bir ayna gibi algılamaya başladıkça, o hisler de belirginleşir, merhamet ve anlayış derinleşmeye başlar. Farkındalık nefes alınan ve verilen her ana yayılır. İşte bu, varlığın birlikle buluşması ve kutsal olanla onurlandırılması anıdır ve sonsuzdur.

Bir ilişki oluşturmak için enerjimizin ya da kişisel gücümüzün bir kısmını kullanırız. İlişki kurulduktan sonra da genellikle bilinçdışı olarak kendimize sorular sorarız;

‘Bu ilişki benden güç alıyor mu? Yoksa ben mi ondan güç alıyorum?’
‘Benim bittiğim ve diğerinin başladığı yer neresi?’
‘Benim gücüm ne kadar? Karşımdakinin gücü ne kadar?’

Bu ve benzeri sorular, temelinde sağlıklı bir ihtiyaçtan doğsa da, pratikte ikici -düalist- bir bakış açısına  yol açar niteliktedir. ‘Ben ve öteki’ tarzı bir yaklaşım,  ayrışma ve kutuplaşmanın çıkış noktasıdır. İyi-kötü, kazanan–kaybeden, doğru–yanlış, zengin– yoksul, ben–sen… Simgesel anlamda bu çatışmalar özünde Tanrı ile olan ilişkimizi temsil eder. Benim gücüm ve seninki! ‘Bu dünyada gerçekten benimle misin yoksa dünyada her şeyi kendim için ben mi yönetmeliyim? Olan ve oluşan her şeyin arkasında bir ilahi güç varsa ben neyi seçeceğimi nasıl bileceğim? Ya başımıza gelen talihsizlikler, karşımıza çıkan bize uymayan insanlar?.. İlişkiler bazen çatışma üretir, çatışma seçim yapma zorunluluğu üretir, seçim yapmak harekete geçirir, hareket ise tekrar çatışma… Bu döngüden kurtulmanın şartı ise düalizmin yani ikici, ayrımcı bakış açısının ötesine geçmek, biz ile başkaları ve Tanrı arasında bir ayrılık olduğuna dair algımızı aşan seçimler yapmaktır. Bu bakış açısı  en temelinde basit bir gerçeğe dayanır. ‘Ben ve sen biriz!’ Kendimizi ve diğerlerini birlik içinde görmek ve simgesel anlamıyla Tanrının parçaları olarak görmek farklılıklarla ilgili uzlaşmaya yardımcı olur.

Fiziksel bedenimizde alt karından göbek bölgemize kadar olan bölümdeki enerji  İKİNCİ ÇAKRA’mız tarafından yönlendirilmektedir. Bu çakra eş/ortaklık çakrasıdır ve bize ilişkilerimiz, otoriteye karşı olan tutumumuz, seçim yapma gücümüz, yaratıcılık, para ve cinsel gücümüzü kullanma konusunda katkı sağlar.

İkinci Çakranın fiziksel bedenimizde enerji bağlantısı; cinsel organlar, kalın bağırsak, omurganın alt kısmı, leğen kemiği, kalça bölgesi, apandisit ve mesane üzerindedir. Sembolik olarak turuncu renkle ilişkilendirilmiştir ve enerjisi 7 yaş civarında titreşmeye başlar. Bu yaşlarda çocuklar, güvenli alan olan anne–baba–kabile ortamından (1. Çakra ) bağımsızlaşmaya başlarlar. İlişkilerinde bireyselleşmeye doğru adım atarak seçim yapma güçlerini keşfederler.

Bizi kendi dışımızdaki güçlerle ilişki kurmaya yönelten güç 2. Çakra enerjisine bağlıdır ve bu enerji diğer insanlarla ilişki kurma, fiziksel çevremizin dinamiklerini bir yere kadar kontrol etme ihtiyacımızı da temsil eder. İlişki kurduğumuz insanlar bize, biz de onlara, güçlü ve zayıf yanlarımızı gösteririz. Bu durumun ikinci çakranın kutsal gerçeği olan ‘birbirini onurlandırmak’  kavramına işaret eder. Neyin ya da kimin daha değerli olduğuna dair yargılama dürtümüzden özgürleşip karşımızdaki, ilişkide olduğumuz kişiyi  ya da yapmakta olduğumuz işi onurlandırmaya odaklandığımızda ilişkilerimizdeki ya da işimizdeki gelişimi daha net algılayabiliriz. Bu durum; zihinden, zihnin önyargılarından, bilinçte asılı duran yersiz kaygı ve korkulardan özgürleşmeyi sağlar. Bu özgürlük yaratıcılık duygusuyla birleşip kişiyi sonsuz ve sınırsız olan birlik duygusuna taşır.

İkinci çakra enerjisinin en önemli  ruhsal derslerinden bir tanesi de, diğer insanlar ile bilinçli etkileşimler içine girmeyi öğrenmektir. Gelişimimizi destekleyen kişilerle birlik olup, gelişimimizi engelleyen ilişkileri serbest bırakmaktır. Serbest bırakılmayan, borçlandıran, geriye çeken, arada bırakan, tarafsızca beslenen ve huzursuzluk veren her ilişki, durum, kişi, iş, olay fiziksel bedenimizde  kaybetme korkusu  ve manipülasyonlarla  beslenerek tıkanıklıklara yol açacak ve hastalıkları davet edecektir.

İkinci çakra aynı zamanda bedenin etik merkezidir. Bire bir ilişkilerimizdeki ahlak kuralları, etik değerler, verdiğimiz sözler, vaatler, bize verilen sözler, enerji alanımızda beklenti yaratan tüm durumlar bu çakra tarafından yönlendirilmektedir. Hayatınızda bu alanlarda tekrar eden olaylar yaşıyorsanız, sürekli aynı tarz kişileri, durumları, patronları ya da işleri kendinize çekiyorsanız ikinci çakra enerjileri üzerinde çalışmanız önerilmektedir. Dışarıdaki her çatışma içerideki bir çatışmanın yansımasıdır ve artık su yüzüne çıkmak, çözülmek ihtiyacı içerisindedir.

Sevgili Prem Baba şöyle der;

‘Bir olma haline doğru giden ilk adım, başkası ile birlik olmaktan geçer  ancak bu son adım değildir. Aklınızda bulunsun ki doğa büyük adımlar atmaz. Bilincin uyanış hareketi, biz bir çakradan diğerine ilerlerken doğal ve organik bir şekilde gerçekleşir.’

Sevgiyle….

Referanslar:
*Ruhun Anatomisi  (Caroline Myss,PH.D.)
*Acıdan Mutluluğa (Prem Baba)