Düşünceden Yaratıma

Hücreler yenilenmek ve iyileşmek üzerine programlıdır. En ufacık bir kesik ya da büyük bir operasyon bile kendine ait süre içinde kapanır gider, iyileşir.

Dil yarası?

Fütursuzca kullandığımız ve kaybolmayan sözcüklerin üzerimizdeki etkisi hakkında itina ile durmak gerek. Çocukluğumuzdan itibaren anne -babamızdan, çevreden duyduğumuz olumsuz olarak algılayıp içselleştirdiklerimizin bizde keskin ve iyileşmeye direnç gösteren yaralar olarak yaşamaya devam ettiklerinin farkında mıyız?

Toltek bilgeliğinin birinci kuralıdır, sözlere , konuşulacaklara dikkat. Ben daha ileri götürüyorum, düşüncelere dikkat. Düşünce maddedir, aktarımı sözle olur, duygu ile beslendiğinde inanç haline gelir. İnsan yaratımı düşüncenin holografik olarak yansımasıdır.

Yarattıklarımıza bakarak hayatımızda terazinin hangi kefesinin ağır bastığını gözlemlemek ve dönüştürmek mümkün, mümkünlüğün ilk adımı yaratımın başlangıcı düşünce üzerindeki keskin dikkattir, odaklanma ile gelen farkındalık…

Düşünce ve sözü her ne kadar bağımsız yaratımlar olarak algılasak da değil, görünmeyen ağ içinde koşullara bağlı, koşullarla devinerek ortaya çıkanlardan ibarettir ama kendi alanımızda düşünce ve sözü özenle seçer, bizi yükselten bir sinerji yaratabilirsek bütüne olan katkımız değişecektir. Mum yakmak gibi…

Ateş en vurucu, dönüştüren elementtir. Mum olduğu yeri aydınlatır ve ışığı yayılır. Yanarken erir, yumuşar. Düşünce ve sözle kendi ateşimizi yakar isek bu eylem, diğer mumların yanmasında ilham olacak, fark yaratacaktır.

Çok basit ; sevdiğimizi, hoşlandığımızı rahatlıkla dile getirmek, düşük titreşimi kendi içimizdeki ateşle  dönüştürme niyetinde olmak.

Kalp kulaklarımızın hoş sesler duymaya ihtiyacı var.
Bence denemeye değer.
Ne dersiniz?

Devrim Dayıoğlu