Ötesine Geçmek

Her sabah aynı saate kurduğun alarmın o sabah çalmadığında kimsin?
Özenle seçtiğin takım elbiseni o sabah giymediğinde kimsin?
Saçlarının dibi geldiğinde ve bu umurumda olmadığında kimsin?
Her zaman gittiğin o kahveciden, üzerinde isminin çoğunlukla yanlış yazıldığı o karton bardağı artık almadığında kimsin?
Suyu sürahiden içtiğinde, dişini fırçalamadan uyumak istediğinde, ayağını gaz pedalından çekmek istemediğinde kimsin?
Başını sevgilinin omuzuna, annenin kucağına, tek başına yastığa koyduğunda kimsin?
Kimse sana bakmadığında, sesini duymadığında, olacak hiç bir şey olmadığında kimsin?

Nesin?
Var mısın?
Hangi ilüzyonların, ya da koşullanmaların bir parçası olmayı tercih ediyorsun?
Hangi seçimlerin, seçilmiş esaretine dönüşüyor farkında mısın?

Neredesin?
Ne kadar uzaktasın?
Ayakların nerede?
Ya kalbin?

Verdiğimiz kararların %98 i bize ait değilken, kendimizi bu verilmiş kararların sonuçlarıyla özdeşleştirmek gibi bir çabanın içindeyiz. Katıldığınız her hangi bir toplantıda kişilerin kendilerini tanıtırken söze nasıl başladıklarını fark ettiniz mi?

“…çok uluslu bir şirketin insan kaynakları müdürüyüm”

“…avukatım, 2 çocuk annesi, üst düzey yöneticiyim…”

Hepimiz adımızın önüne pek çok unvan eklemek için çabalıyoruz. Bu çaba çoğu kez bilinçli olmakla birlikte, kolektif olarak bilinçaltımızdan ya da bilinçsiz koşullanmalarımızın  da sonucu olabilmektedir. Bu unvanları ait oldukları alanların dışına taşırdıkça onlarla özdeşleşmeler başlıyor. O zaman süpermarkette sıra beklerken çıkan herhangi bir tatsızlıkta yine o üst düzey yönetici kişiliğimiz devreye girebiliyor ve çoğu tartışma ‘sen benim kim olduğumu biliyor musun?’la başlayıp devam edebiliyor…..Ya da kendi içimizdeki bir karar anında ‘Ben asla böyle yapmam’ya da ‘Ben bu kadın, adam değilim’ tarzı etiketler üretip kendimizi sınırlamaların içine sokabiliyoruz.

En son ne zaman hayatınız boyunca asla yapmadığınız bir şeyi yapmak için delice bir istek duydunuz?
En son ne zaman adını hiç duymadığınız bir yemeği yediniz?

Hayat dediğimiz yolculuk sonsuz olasılıklarla dolu ve bu yolculuğu keyifle mi yoksa ızdırap içinde mi sürdüreceğimiz tamamen bize bağlı. Kulağa ütopik bir yaklaşımın mantrası gibi gelen bu cümleler, farkındalık yolunda attığınız ilk basit adımla bile değişmeye başlıyor.

Atılabilecek bu ilk basit adım ise ‘seçim yapmanın ötesine geçmek…

Taoizm üzerine önemli bir isim olan filozof Alan Watts ‘seçim bir karara varmadan önce gösterilen tereddüttür’ der. Bir seçim yaptığınızda seçim yapmamanın endişesine kapılıyorsunuz. Bu endişe sonsuzluğa uzanan bir düşünce dalgası yaratır ve sorular başlar;

‘Bunu yeterince düşündüm mü?’

‘Bunu yapmak / seçmek için yeterli sebep buldum mu?’

Oysa ki sebep asla yeterli değildir. Herhangi bir karar ya da seçim için ele alınacak bilgi sınırsızdır. Hayatı bir dans pisti gibi düşünmek farklı bir bakış açısı yaratmak adına etkili olabilir. Dans ederken belli bir noktaya ulaşmam gerekli diye düşünmezsiniz. Dansın tüm amacı dans etmektir. Varılabilecek bir nokta, atılacak bir adım  olduğunu düşünmeden sadece çalan müziğe uyum sağladığınızda hayat hediyelerini vermeye başlayacaktır.